Ana Sayfa | Nerede Ne Meşhur? | Türkiye Seyir Rehberi | İlan Ekle | Konuk Defteri | Anket | Reklam Ajansı     
 
             
 




 
Çeşme Alaçatı
Hünnap Betül Pansiyon
  Çeşme Alaçatı
Ali Baba Restaurant

 

 

 
İstanbul
İstanbul Resimleri
İstanbul Rehberi

İstanbul

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Yedi tepeli eşsiz güzellikte, adına şiirler şarkılar yazılmış, uğruna memleketler terk edilmiş. Taşı toprağı altın denmiş onun için, dünyada içinden deniz geçen tek şehirmiş İstanbul, dört bir yanı cennet, her yeri ayrı bir güzel. İstanbul'u bilenler, bilmeyenlere anlatıyor şimdilerde, kalabalık caddeleri, çileye dönen trafiğine rağmen, İstanbul'un lezzetini başka şehirde bulmak pekte mümkün değil.

Öyle bir tarihe tanıklık etmiş ki, kimler gelmiş geçmiş topraklarından. Lokasyon itibariyle şimdilerde bile dünyanın en önemli merkezlerinden olan İstanbul için kimler savaşmamış ki. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet'in fethi ile Osmanlı topraklarına katılan İstanbul, o dönemden kalan eserleri ile her yıl milyonlarca turist ağırlıyor. O şanlı tarihin kalıntılarına şöyle bir göz atalım istedik;

Sinan Paşa Camii: 1553-55 yıllarında Yusuf Sinan Paşa adına Mimar Sinan tarafından yapılmış. Sinan Paşa caminin yapımı bitmeden öldüğü için caminin yapımını Mimar Sinan üstlenmiş. İnce kalem işinden yapılan iç süslemeler, mermer sütunları, kiremit örtülü revaklarıyla dikkat çeken caminin asıl özelliği; altı ayaklı camilerin ilki olması. 

 Rum Mehmet Paşa Camii: Üsküdar, Şemsi Paşa'dadır. Bizans-Osmanlı mimari özellikleri gösteren yapının, cami dışındaki külliyesi yıkılmış. Yazıtında, 15. yüzyıl ortalarında Rum Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı belirtilir. Ahşap işçiliğinin özgünlüğüyle dikkat çeker. Caminin arkasında Rum Mehmet Paşa'nın türbesi bulunuyor.

 Kız kulesi: İstanbul'un sembollerinden biri olan Kız Külesi, M.Ö 410 yılında, Atinalı kumandan Alkibiades tarafından, Karadeniz'den gelen gemileri gözetlemek amacıyla inşa edilir. Önceleri ahşap malzemeden yapılan kule, bir yangında zarar görünce, Sultan 3. Ahmed, taştan yaptırır. 2000 yılından beri özelleştirilmiş olan Kızkulesi'ne Ortaköy veya Salacak'tan motorlarla gidilebiliyor. Restoran ve cafe olarakhizmet veren Kız Kulesi'ne mutlaka uğramalısınız.

 Selimiye Kışlası: 3.Selim döneminde Nizam-ı Cedid askerleri için mimar Krikor Amira Balyan'a yaptırılan Selimiye Kışlası, Osmanlı devrinin en büyük kışlası ünvanına sahip. 17.yy'da terk edilen Yazıcılar Kışlası'nın yerine yapılan kışlanın her cephesi arazinin eğimine göre farklı katlara sahip. Barok üslupta inşa edilmiş kışlada 7 katlı kuleler bulunuyor. Abdülmecid'in yazıtının bulunduğu cephenin sağındaki kule, Florence Nightingale Müzesi'dir. Kırım Savaşı sırasında (1853-56) hastane olarak kullanılan kışla, bir süre tütün deposu oldu, daha sonra askeri okula dönüştürülmüş. 1963'de onarıldıktan sonra 1. Ordu Karargahı haline getirilmiş...

 Yer altı Camii: Yeraltı Camii Galata'nın, hatta İstanbul'un en şaşırtıcı yapısıdır. Aynı yerde bulunan Kurşunlu Mahzen'in ya da bir kulenin dönüştürülmesiyle 1757'de cami haline getirilmiş. Bazı tarihçiler bu kulenin Haliç ağzına gerili zinciri (şu anda Harbiye'deki Askeri Müze'de bulunan zincirin bugünkü Sepetçiler Kasrı ile Karaköy arasında dubalar üzerinde yer aldığı söylenir) korumak için inşa edilen kule olduğunu söyler. Basık ve karanlık olan iç mekânda üstü tonoz örtülü 54 (9 x 6) sütun bulunur. Caminin bir kapısından girip diğer kapısından çıkılabiliyor.

 Yerebatan Sarayı: Kapalı sarnıç örneği olarak günümüze gelebilen büyük ölçekli iki yapıdır. Binbirdirek, İmparator Konstantinus ile İstanbul'a gelen senatörlerden Philoksenos'un yaptırdığı sarayın sarnıcıdır. Sultanahmet Camii'yle Çemberlitaş arasında yer alır. 64 x 57 metre boyutunda, tonozları 224 mermer sütun üzerine oturtulmuştur. İmparator Iustinianus'un yaptırdığı Yerebatan Sarnıcı (bazilikası) ise daha büyük boyutludur. 140 x 70 metre ebatlarında, 336 sütunludur. Sütun başlıkları Ion ve Korint üslubu karışımıdır.

 Saint Antoine Kilisesi: Yapımına 1906 yılında başlanan, 1912 yılında tamamlanan kilisenin mimarı İstanbul doğumlu olan Giulio Mongeri. İtalyan rahipler tarafından yönetilen kilise, İstanbul'daki en büyük ve cemaati en geniş Katolik kilisesi. Bir avlu içerisinde kurulan kilise, İtalyan Neogotik uslubunda inşa edilmiş. Beyoğlu, İstiklal Caddesi üzerinde bulunuyor.

 Beylerbeyi Sarayı: Beylerbeyi kıyısındaki ilk saray, 2. Mahmud döneminde buradaki Mehmed Paşa Sarayı yıktırılarak 1827-28'de yaptırılmış. 1865'de çıkan yangın sonrasında yapı harap olduğundan, Abdülmecid mermer ve küfeki taşından bugün görülen sarayı yaptırır. Mimarı Sarkis Balyan Usta'dır. 2. Abdülhamid'in ölünceye dek gözaltında yaşadığı Beylerbeyi Sarayı iki katlı, yirmi dört odalı ve üç mermer merdivene sahip. İç süslemeleriyle dikkat çeken yapı, özellikle üst kattaki havuzlu salonu, setler halinde düzenlen bahçesi ve antika eşyalarıyla ünlü.

 Teşvikiye Camii: 1855'te Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan caminin tavanı renkli nakışlarla süslü. Avludaki iki sütun, 3. Selim ile 2. Mahmud adlarına dikilmiş menzil taşı anıtlarıdır.

 Anadoluhisarı: Boğaziçi'nin Anadolu yakasına, 1393'te boğazı denetlemek amacıyla Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan hisar, İstanbul'un alınmasından önce Balkanlardan gelecek saldırılara karşı üs olarak kullanılmış. İstanbul'un alınışından sonra önemini yitirse de, çevresi yerleşim alanı olarak gelişmiş. Önceleri askerlerin oturduğu hisar, 16. yüzyılda, çevresindeki ahşap evlerle bucak olmuş. Fatih, Rumeli Hisarı'nı yaptırırken Anadoluhisarı'nı da onartır ve içine bir de cami yaptırır.

 Selimiye Camii: Selimiye Kışlası karşısında yer alan cami, 1804'te Sultan 3. Selim tarafından yaptırılmış. Klasik Osmanlı camileri planında, yoğun süslemeleri olan bir yapıdır. Yanlarında iki katlı Hünkâr köşkleri bulunur. Mihrap ve mimber somaki mermerdir. Zengin ahşap işçiliğiyle de dikkat çeker.

 Ortaköy Camii: Ortaköy İskelesi'nin yanında yer alan cami 1853'te Karabet Balyan'a, Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmış. Üslubu barok olan caminin mihrabı mozaik ve mermer, mimberi ise somaki mermer.

 Gülhane Parkı: Topkapı Sarayı'nın Osmanlı döneminde korudan oluşan bahçesi olan Gülhane Parkı, 1912 yılında park haline getirilerek halka açıldı.

 Mısır Çarşısı: Yenicami'ye gelir sağlamak için yaptırılan Mısır Çarşısı, ünlü Kapalı Çarşı'dan sonra ikinci üstü kapalı tarihi çarşı. 4. Mehmed'in annesi Hatice Sultan tarafından 1870 yılında yaptırılan ve uzakdoğudan getirilen çeşit çeşit baharatın satıldığı çarşıya, malların çoğu Mısır'dan getirildiği için Mısır Çarşısı denmiş. 1955 yılında onarım gören Mısır Çarşısı, günümüzde de işlevini koruyor.

Topkapı Sarayı: istanbul'un alınışından sonra Osmanlı Sarayı, Bayezid semtinde "Saray-ı Atik" adıyla yaptırılır. Daha sonra Sarayburnu sırtlarında, günümüzün görkemli Topkapı Sarayı'nın yapımına başlanır. Tarihi kaynaklarda "Saray-ı Cedid" olarak geçen yapı, 1475-1478 yılları arasında bitirilir.

Ancak her padişah dönemindeki yeni eklemelerle inşaat işi 1850'lere kadar sürer. Sarayın yapıldığı yerde eski Roma-Bizans kalıntıları vardır. Bizans döneminde zeytinlik haline getirilen alanın denize bakan tarafı surlarla çevriliydi. Fatih de, Ayasofya arkasından Sirkeci ve Ahırkapı yönüne doğru kara surlarını yaptırır. Sultan Surları denen bu zeytinlik alana, 1478'de Ayasofya'ya bakan yönde anıtsal nitelikli bir de taç kapı yapılır.

Bab-ı Hümayun denilen taç kapıdan avluya girilir, burada sarayın dış hizmetlerine bakan oduncu, hazırcı koğuşları yer alırdı. Sağda büyük bir hastane, fırınlar, deniz tarafında limonluklar, cephane depoları ve Otluk Kapı'dan Sirkeci'ye uzanan kıyıda, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar yaptırılan çeşitli köşkler vardı.

Bu köşklerden yalnızca Sepetçi Kasrı günümüze ulaşabilmiş. Bab-ı Hümayun'un solunda St. İren Kilisesi ve darphane bulunur. Darphane yolunun başında Koz Bekçileri Kapısı; ileride Arkeoloji Müzesi ve Gülhane Parkı yer alır. Arkeoloji Müzesi avlusunda, Fatih dönemi eserlerinden Çinili Köşk yer alır. 15. yüzyıl çinileriyle süslü olan yapı, Selçuklu medreseleri düzeninde, ortada bir kubbe, yanlarda dörf eyvan, köşelerde odalar yer alacak biçimdedir. Bab-ı Hümayun'dan, Bab-ı Selam Kapısı'na varılır; kapı, Kanunî döneminde, 15 yüzyılda yaptırılmıştır.

Buradan Birûn denen dış avluya girilir. Birûn'un sağ revaklarının arkasında saray mutfakları sıralanır. Sağda Aşçılar Camii, aşçı koğuşları, solda helvahane bulunur. Saray mutfaklarında on beş bin kişilik yemek hazırlandığı biliniyor. Avlunun solunda has ahırlar ve Harem Dairesi, Arabalar Kapısı yer alır. Bu kapının ardındaki Harem ise, yüzlerce odası ve salonlarıyla uzayıp gider. Yine bu kesimdeki Kanunî döneminde yaptırılan Kubbealtı, divan kâtipleri odası işlevini görüyordu. Burada haftanın belli günlerinde vüzera (bakanlar kurulu) toplanıp devlet işlerini görüşürdü.

Ayrıca dilekçe sahipleri burada dinlenirdi. Padişah, sadrazamın oturduğu yerin hemen üstündeki kafesten, toplantıyı gizlice izlerdi. Kubbealtının bitişiğinde "iç hazine" yer alırdı. 15. yüzyılda yaptırılan İç Hazine ikiz kubbelidir. İçteki demir kapaklı, sarnıçı andıran yerler para koymak içindir. "Bab-üs Saade" yahut Ak Ağalar Kapısı'ndan üçüncü avluya girilir; burası Enderun'dur. Enderun'da padişahın en yakın hizmetlileri bulunurdu. Karşısındaki arz odası 16. yüzyıla aittir. Çini süslemeleri ve çeşme de bu yüzyılda yapılmıştır. Kapı üstlerindeki yazılar hattat padişahlardan 3. Ahmed ile 2. Mahmud'a aittir. Arzodası, padişahın yabancı konuklarını kabul ettikleri resmi kabul salonuydu. Ak Ağalar Kapısı'nın sağında Seferli Koğuşu yer alır. Önünde yeşil somaki sütunlu bir revak vardır. Padişah ve haremin özel ustalarının barınağıydı Seferli Koğuşu. Koğuştan, birkaç basamakla Hazine-i Hümayun'un revakına iniliyordu. Revakın arkasında dört oda ve bir büyük balkon bulunuyordu. Burasının, Fatih'in köşkü olduğu sanılıyor.

Odaların önündeki anıtsal kapılar hayli ilginçtir. Hazine-i Hümayun'un yan tarafında kiler ve "Has Odalılar" koğuşu yer alır. Onarımlarla yapı özellikleri bozulmuştur. Ak Ağalar Kapısı'nın solunda "Kuşhane Kapısı" bulunur. Bu bölümün, Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi sonunda getirdiği kutsal emanetler dolayısıyla yapıldığı yazılıdır. Emanetler, Has Oda'da korunmuştur. Bugün kutsal eşyanın sergilendiği Has Oda'nın arka kapısından Bağdat Köşkü taşlığına çıkılır. Bağdat Köşkü'nü 4. Murad'ın, Bağdat ve Revan seferlerinden sonra yaptırdığı biliniyor. Taşlığın sağında, Mustafa Paşa Köşkü, Hekimbaşı Odası, Esvap Odası, Sofa Camii, Mecidiye Köşkü vardır. Topkapı Sarayı'nın tüm arsası 7 bin metrekareye yayılır.

Yaklaşık dört yüzyıl, imparatorluğun yönetim merkezi olan saray, 1853'te yerini Dolmabahçe Sarayı'na bırakır. Eski padişah aileleriyse, Cumhuriyet'in ilanına dek yine burada barınırlar. Topkapı Sarayı, Atatürk'ün isteğiyle müze haline getirilir.

İstanbul'un kalbi Taksim'de atıyor!

İstanbul'un kalbi olarak değerlendirilen Taksim Meydanı, İstanbul'un tarihi miraslarının ardından mutlaka gezmeniz gereken yerlerden ilki diyebiliriz. Yüzlerce ya da binlerce dükkanın bir arada bulunduğu İstiklal Caddesi'nde gezerken kendinizi Avrupa'nın ünlü başkentlerinden birinde yürüyormuş gibi hissedeceksiniz. Hergün onbinlerce insanın akın ettiği İstiklal Caddesi'nde her zevke, her duruma hitap eden mekanlar, ışıl ışıl görüntüleriyle sizi bekliyor olacak.

Cafeleri, barları, gece hayatı, alışveriş olanakları ile gözünüzü kamaştıran caddenin ortasından geçen tramvaylara da hayran olacaksınız. İster İstiklal Caddesi'nden Galatasaray'a uzanan caddeyi tramvayla gezebilir, isterseniz alışveriş yaparak, etrafı izleyerek keyifli bir gün geçirebilirsiniz. Son yıllarda arttırılan güvenlik önlemleri ile güvensiz gibi anlatılan görüntüsünden çok uzaklaşan Taksim'de, huzur tamamen sağlanmış durumda.

4 mevsim ayrı güzellikte; Boğaz.

İstanbul'un eşsiz Boğaz manzarası da sizi kendinizden geçirecek güzellikte. Boğaz kenarında sıcacık çayınızı yudumlayabilir, ya da Boğaz'da özellikle gün batımında yiyeceğiniz taze balıklar ile yaşadığınız anların ölümsüzleştirebilirsiniz. Ayrıca gezi tekneleriyle Boğaz'da hem deniz havası alabilir, hem de Boğaz'ın muhteşem görüntüsüne denizin ortasından bir göz atabilirsiniz.

İstanbul'da yaşamanın zorluklarından bahsedilir hep ama nedense ne kadar şikayet edilirse edilsin kopamaz insan İstanbul'dan çünkü O'nun büyüsü, O'nun güzelliği dünyanın neresine gidilirse gidilsin hiçbir yerde yokmuş gibi gelir insana. Yapılan araştırmalar sonucunda da güzelliği tescillenen İstanbul'un dünyanın en güzel 100 şehri arasında gösterilmesi de bir tesadüf olmasa gerek.

Eğlence İstanbul'da dolu dizgin.

Evet gerçekten dünyanın en güzel şehirlerinden birisindesiniz. İstanbul'a dair yazılabilecek, anlatılabilecek öyle çok yer var ki. Dünyada içinden deniz geçen tek şehir olma özelliği taşıyan İstanbul'un gece hayatı da fotoğraflardaki ışıl ışıl yüzü gibi oldukça hareketli. Her yıl yüzbinlerin akın ettiği İstanbul'da özellikle Boğaz'da açılan eğlence mekanları oldukça revaçta. Bir yandan Boğaz'a karşı dururken, bir yandan da  çalan müziğin etkisine kendinizi kaptırıyorsunuz. Eğlencenin sabaha kadar durmadığı İstanbul'da eğlence mekanlarını sıralamak mümkün değil. Yazın Kuruçeşme, Ortaköy, Taksim gibi merkezlerde toplanmış olan mekanları ziyaret edebilir, kışın ise İstanbul'un eğlence merkezi olarak bilinen Etiler'de birbirinden ünlü sanatçıların canlı performanslarını izleyerek, eğlencenin doruğuna çıkabilirsiniz.

İstanbul gibi 24 saat yaşayan bir şehri dilimiz döndüğünce bu kadar anlatabildik, gerisi size kalmış. İyi eğlenceler